Sadakatsiz

Her gece evinin penceresinden seyretmeyi sevdiği İstanbul'un ışıltılı hali, bu akşam bir başka hüzünlüydü yağan yağmurla birlikte, daha bir suskundu sanki. Ara da çakan şimşek kalbi gibi yerinde duramayıp karanlığı yırtıyordu. Dalgın dalgın başını eğip avucundaki ilaçlara baktı. Bir de diğer elindeki su dolu bardağa. Evde ne kadar ilaç varsa avucuna doldurmuştu. Her ne kadar kafasından silip atmaya çalışsa da hafızasına kazınan geceyi tekrar tekrar kafasında canlandırdı.
Ankara'dan döndüğü gece yolda kocası nerdesin diye saat başı aradığında içine düşmüştü o şüphe. İstanbul'a yaklaştıklarında araba arıza yaptı geç geleceğim diye yalan söylemişti kocasına. Eve yaklaştıkça göreceği manzara karşısında senaryolar kurup, zihninde film şeridi gibi canlandırmaya başlamıştı. Anahtarıyla kapıyı açtığında kocasının şırfıntının tekini, girişteki masanın üzerinde becerdiğini hayal etti. Kalp atışının hızlandığını hissediyordu bir yumru oturmuştu boğazına yutkunmasına engel oluyordu. Yok olamaz yapmazdı üzerine titriyor çok seviyordu kocası onu, üç yıllık çok güzel bir beraberliğin sonunda evlenmişlerdi. Hiçbir sorunları yoktu ki neden yapsın dı? Apartmanın kapısına geldi ışık yanıyordu salonda oturmuş onu bekliyordu işte. Boşuna günahını aldığını düşündü. Kafasında düşüncelerle boğuşurken merdivenleri nasıl çıktığının farkına varmadı bile. Titreyen elleriyle kapıyı açtı yatak odasından ışık geliyordu. Yatak odasının kapısının eşiğine kadar geldi, gördüğü manzara karşısında ağzını bile açamadı taş kesilmişti olduğu yerde. Çığlık atmak istedi, hırçınlaşmak, her şeyi kırıp dökmek, dağıtmak. Tüm bunları onun yerine kalbi yapıyordu. Kırılmış parça parça olmuştu. Güven duvarı yıkılmış, çöküntüden sızan soğuk ruhunu üşütüyordu. Yüzünde şaşkın soru soran bir ifadeyle baktı kocasının yüzüne giyinip çıkan kadının arkasından.
'Neden, neden yaptın 'diye sordu çaresizlik içinde.
'Seni kıskandırmak için yaptım 'dedi kocası pişkin pişkin.
Genç kadın beklemediği bu aptal cevap karşısında kırılganlığı ve ihanete uğramış kadın duyguları yerini ağzından ateş çıkaran bir canavar gibi öfkeye dönüştürmüştü.
Gözlerini kamaştıran şimşeğin ardından kulaklarından girip kalbini titreten o korkunç gök gürlemesi elinden düşen bardağın şangırtısına karışmıştı. Diğer elindeki ilaçlar da tarlaya atılan tohumlar gibi etrafa saçılmıştı. Kafasındaki korkunç anılardan silkelenip kendine geldi. Bu ilahi bir işaret miydi? Ne yapıyordu? Böyle bir adam için değer miydi? Ne olursa olsun hayat vazgeçilmeyecek kadar güzeldi!

Sadakatin saflığı bozulmuşsa bir kere ruhunuz kirlenmeye başlamıştır. Perde açılır, sahneye vicdan azabı çıkar. Oyunculardan biri yerde sürünüyor. Vicdan azabı, yerde sürünen oyuncuya eğilerek soruyor: 'Sen kimsin?' Yerde sürünen oyuncu son bir gayretle cevap veriyor: 'Sadakat' diyor ve ölüyor. Oyun bitmiştir perde burada kapanıyor.

12 Şubat 2013 2-3 dakika 9 denemesi var.
Beğenenler (1)
Yorumlar (2)
  • 8 yıl önce

    Türkiye gibi ülkelerin gerçeklerinden bir kesit... Hayatın içinden 🤐 sustum sevgili dost.. Ne diyebilirim ki.. Rabbim kimseye böyle bir yaşam nasip etmesin ... Sevgi ve saygılar🙂

  • 8 yıl önce

    son paragraf ayakta alkışlanan tiyatral bir gösteri.. alkışlıyorum.. her intihar teşebbüsü böyle sonuçlansa diyorum.. başkaları yüzünden hayatı sonlandırmak.. Rabbim kimseyi öyle buhrana sokmasın.. kadının çözümlemesi Hz.Alinin bir sözünü aklıma getirdi. "Derdin varsa kendindendir bilmiyorsun. derman gene sendedir görmüyorsun. şu koskoca dünya alem içine sığdırılmış. sen kendini küçük bir şeymi zannediyorsun." tebriklerimle..