Değişim -I-

(Günümüz)

Hızlı bir gezintiden sonra arabayı park edip birkaç yüz metre yürüdükten sonra şehrin en eski sokağındaki çay evine gelmişlerdi. Tabureye oturup sokağın değişen çehresine şöyle bir göz atıp, gözlüğünü de hızlı bir parmak hareketiyle düzelttikten sonra söze başladı. Nereye çıktığını bir türlü öğrenemediğim sonsuz bir labirenti andıran bu sokakları, sokaklarda sayılarını iyiden iyiye azalmış gördüğüm nevi şahsına münhasır insanları, işaret ederek devam etti; özellikle de hükümetin karşısında seyyar arabasında çeşitli yöresel yemekler satan Nadir amcayı hiç unutmadım dedi. Kendisini henüz fark etmeyen yirmi beş otuz metre kadar uzağındaki Nadir amca akşam hazırlıklarına başlamıştı. Günlerden perşembeydi ve Nadir amca bugün yıllarca kimseye sırrını vermediği yöresel bir yemek yapacaktı. Seyyar arabadan yükselen duman kokusu, anıların gözlerinin önünden film şeridi gibi geçmesini sağlamıştı. İki saate hazır dedi karşısında oturan gence. Gencin anlamadığı bir cümle olmuştu bu, yineledi Nadir amcayı işaret ederek; iki saate hazır. Bilmediğini yineleyen bir baş hareketi yaptı genç adam. … Birkaç dakikalık sessizliği çayları tazeleyelim mi sesi bozmuştu. Yeni çaylardan birkaç yudum içilmişti ki şehrin önemli yöneticileri Nadir amcanın arabasının yanında beliriverdiler. Genç adam ve misafiri kendilerine doğru gelenleri karşılamak için ayaklanmıştı. Bu sırada ilk tayin olduğu zamanlardan kalan anılar canlanıyordu…

(30 yıl önce)

Okul yeni bitmiş bu kasabayı idare etmesi için tayin edilmişti. Elinde valizi üzerinde çizgili ilk takımı hükümetin kapısında belirdiğinde, bekçi inanmasa da içeri almış ancak yazı müdürüne kadar birlikte çıkmışlardı. Odanın kapısında tayin belgesini verip de yazı müdürünün hoş geldiniz hoş geldiniz efendim demesiyle, bekçi biraz da utanarak giriş kapısına doğru yöneldi. Tayini duyan memurlar ve kasaba ahalisi günlerce ziyarete geldiler. Nihayet iki hafta kadar sonra gelen gidenlerin sayısı azalınca memurları toplayıp kasaba hakkında detaylı bilgiler edindi. Her gün giriş ve çıkışta ilk gün kapıda olan bekçi hürmetle kendisini karşılıyor o da işimiz çok işimiz çok diyordu. Hükümet binası iki katlı katlarda küçük odalardan ibaret bir bina idi. Üst katta en sondaki oda makam odası olarak tayin edilmişti. Oysa giriş kapısının hemen sağında genişçe bir oda vardı ve oldukça atıl bir şekilde kullanılıyordu. Birkaç hafta geçmeden odanın makam odası olarak hazırlanması talimatını verdi. Birkaç gün içinde hazırlıklar tamamlanmış yeni makam odasına geçmişti. Sadece toplantı zamanlarında odanın kapısını kapalı tutuyordu. Diğer zamanlarda kapı her zaman açık bırakılıyordu. Bu davranışı bile kasabalının gönlünü kazanmasına yetmişti.

Aradan neredeyse iki ay geçmişti. Kasabanın tüm mahallelerini, köylerini ziyaret etmiş eksikleri ve istekleri bizzat not almıştı. Her gittiği yerde hep aynı sözü duyuyorlardı ondan “işimiz çok işimiz çok”… Belediye reisi ile birlikte bir haftalığına başkente gitmiş, belediye reisi birkaç ili daha ziyaret edeceğinden tek başına dönmüştü. Dönüşte kendisini yol kenarında bekçiyle beraber yazı müdürü karşılamıştı. Yürürken heyecanı yüzüne yansıyordu.

(Günümüz)

Şehrin ileri gelenleri sırasıyla hoş geldiniz diyerek tokalaştılar. İlçeye bağlı bir kasabada bulunduklarından normalde hükümet konağında yapılması gereken bu karşılama bir çay evinin önünde yapılıyordu. Hep beraber oturdular çaylar tazelendi. Bir saat kadar ilçe hakkında konuştular. Bu sırada Nadir amca arabasının sol tarafında uzanan kaldırıma tabure ve küçük masaları yerleştirmiş, duman kokusu da caddeyi sarmıştı… Özlem dolu bir kucaklaşmadan hemen sonra Nadir amca misafire her zamankinden mi diye sormuştu… Müşteriler dağıldıktan sonra Nadir amcadan yanındaki tabureye oturmasını istedi. Her şeyde olduğu gibi zaman Nadir amcada da değişiklikler meydana getirmişti. Yüzündeki çizgilerin derinliği artmış, ellerindeki damarlar daha bir görünür olmuş saç ise neredeyse kalmamıştı. Hey gidi hey dedi Nadir amca ne günlerdi…

(30 yıl önce)

Açık olan makam kapısında on on beş dakika kadar beklemişti ki bekçi yanına gelerek içeri girmeyecekse az ileride beklemesini söyledi. Kapıdan gelen sese yönelerek hayırdır diye seslendi. Bekçi yok bir şey efendim demeye kalmadan kapıya kadar gelmişti. Buyurun içeri dediğinde Nadir amca biraz rahatlar gibi olmuştu. Kırklı yaşların ortasındaydı, oldu olası bir çekingenliği vardı fakat bu genç idarecinin güler yüzü rahatlamasını sağlamıştı. Köyden geleli bir yılı geçmişti birkaç iş denese de başarılı olamamıştı, dönmekte istemiyordu. Birkaç dakika daha kendisini anlattı… İsteği kendisine bu caddede satış yapmak için belirli bir saatten sonra kendisine izin verilmesiydi. Bekçiye seslendi ve Nadir amcayı yazı müdürüne çıkarmasını söyledi. Yazı müdüründen izin yazısı alınmıştı. Bu yazıyla birlikte belediyeye gitmesi söylendi. Nadir amca belediyedeki işlerini de hallettikten sonra şimdikine pek benzemeyen daha çok bir el arabasına benzeyen tahta arabasını yaptırmıştı. İki gün sonra akşam vakti arabasıyla sokağın başında belirmiş, ev yemeklerini satışa başlamıştı. Kasabada bir iki küçük lokanta vardı ama onlarda birkaç yüz metre ileriden geçen şehirler arası yolun üzerindeydi. Makamdan ayrılırken sokak başındaki Nadir amca gözüne ilişti ona doğru yöneldi…

(Günümüz)

Bu kadar değişenin arasında bu tat nasıl değişmedi Nadir amca dedi. Bir duraksama oldu sahi geçen otuz yılda ne kadar çok şey değişmişti…

Hüseyin Özüpekçe

Yorumlar (1)