Zamansızlıktayım An'da

An'dayım...

Küçücük bir çocuk...

Dört yaşlarında, belki de beş...

Yerden aldığım taşları bir kaplumbağaya fırlatıyorum...

Yanımdaki çocukları da buna teşvik ediyor onların da aynısını yapmasına sebep oluyorum.

Kaplumbağanın sırtında kan damlasını görünce duruyor, diğerlerini de durduruyorum.

Evde neden sürekli su kaplumbağaları beslediğimin farkına varabildiğim vakitten itibaren sürekli bunun vicdan

azabını duyuyorum.

Aslında kaplumbağaya ne olacağı merakımın, bütün güzelliklerin önüne geçişi, çocuk saflığımın ölümüne yol açışı...

Elma!

Vicdan azaplarının başlangıcı...


Sonraları bana atılan taşlar misali algıladıklarımın, "Yaşattığını yaşamadan ölmemek" "İlahi adalet" gibi

kavramların apaçık manası olduğunu anladığımda; kaplumbağaya taş atma yansımasıyla, yavaş ve sağlam olabilene,

evi sırtında yolda olabilene tahammülümün olmadığını da anlıyorum.

Tabii ancak yavaş ve sağlam ve yolda olabildikten sonra...

Aniden çocuk saflığımın üzerine ördüklerimin sökülüvermesinin şokunu atlatabildikten sonra...


Zaten neyi zamansız mekansız bir bilişle algılamışsam; bir öğretmenin sözleriyle, bir kitabın satırlarıyla ve yaşantımdan hatırlayıverdiklerimle örtüşüp doğrulanıyor.

Onayı, ispatı elle tutulabilir şekilde gözüme, kulağıma varıyor.


Kaplumbağadan damlayan kan misali, bilincimin her daha derin katmanını algılar ve bununla yaşar duruma geçişim sırasında, parmaklarımdan birinden ya da elimdeki bir noktadan kan damlıyor.

Eni konu kesiliyor. 

Ya yemek yaparken keskin bıçak kesiği, ya bir yere çarpıp darbe kesiği veya başka bir şekilde...


Bizden sonra ölmüş olma ihtimalini düşünmeye yıllarca katlanamadığım o kaplumbağa...

Benim bilinç katmanlarımı kesinlik zannıyla algılama biçimlerimin ani ölümünü; yavaş, sağlam ve yolda kavrayabilişim...

Ve her defasında daha gerçek, daha diri bir şekilde yaşama dönüşüm... 

Sudan doğuşum...  Can verişe, kurtuluşa, yaşama dönüşe vesile oluşum...

Bir öğlen sıcağında annemle plajda şemsiyenin altında şezlonga uzanmış sohbet ediyoruz.

Hava öyle sıcak öyle sıcak ki insanlar gölgeye çekilmiş.

Güneş, bir an bile gölgesiz alanda bulunulamayacak denli yakın gibi. Hücrelerini yakıyor, beynine işliyor insanın...

Denize girmek dahi sakıncalı gözükse de; bomboş olduğundan öyle duru, öğlen yakamozundan öyle ışıltılı, öyle

serin, derin ve bir deniz aşığı olan benim için öyle çekici ki "Haydi gel denize girelim." diyorum anneme. 

Dünyaya doğmama vesile olan kadına... Her zaman, yaşamdan öğrendiklerimin eril manasına işaret etmiş olsa da dişil yönüm

olan muhterem kadına...

"Haydi" diyor, giriyoruz.


Deniz buz gibi. Nefis...

Daha ileri gidilmemesi için sınır olarak çizilmiş, haddimizi bileceğimiz noktaya, kulvara kadar gidiyoruz. 

Ben dipten gidiyorum hep.

Suyu bütün vücudumla, gözlerimle, kulaklarımla hissetmeyi seviyorum. 

Uyumu, dengeyi, kolaylığı... 

Kestirme yolları, sezgileri, damlaların bütünlüğünü... Denizin dibinden yüzmeyi seviyorum... Dokunmayı... Dipteki balıklara, kuma...

Bir ses duyuyorum hayal meyal... Uzaktan, derinden bir çağrı... Bir yakarış... Bir son nefes...


Havaya, toprağa, ateşe duyarsız kalacak derecede suya meyilli olduğunda, elzem bir şeyleri dikkate almakta geri kalabiliyor insan. Yine de meylimin suya oluşundan mutluyumdur her zaman.


Suyun yüzeyine çıktığımda annem ciddileşmiş. "Bir ses geliyor" diyor. 

Ben etrafa bakınırken o görüyor. 

Suyun yüzeyinde bir burun ve bir ağız... Derinden bir yakarış... Bir son nefes... Yaşamı gözlerinin önünden akmakta olan

yaşlı bir ses... Dönmek istiyor, kalmak istiyor...


Hızla yüzüyorum yanına. Plajdan tanıdığım bir ailenin yalnız başına yürümekte dahi zorlanan yaşlı, kıymetli annesi...

Güzel bakışlı, gülen bakışlı, derin bakışlı, sıcak bakışlı büyükanne... Ölüyor...

Hemen kolumu başının altına sokup kafasını tamamen yüzeye çıkarıyorum.

Önce sevgi sözleri söylüyorum. Sonra güven veriyorum. Ve sonra uyarıyorum.

Eğer heyecanlanıp benim söylediklerimin dışında hareket ederse beni de suyun altına çekip boğulmama sebep olacağını çünkü onu bırakmayacağımı söylüyorum.

Yaşamak istiyor. Gözüyle tamam diye işaret ediyor.

Hiç kımıldamadan kendini bana teslim etmesini söylüyorum.

Öyle yapıyor. Parmağının ucuyla tutunduğu kulvarı ürkekçe bırakıyor. Omuzumu kafasının altına sokuyorum ve o

elimle belinden destekleyip tamamen yüzeyde kalmasını sağlıyorum. 

Karaya doğru geri geri yüzerken, iskeleden

bakıp da bir şey olursa yardımcı olmak gerekebileceğini düşünüp suya atlamayı, yakında bulunmayı akletmeyen

güçlü kuvvetli adamlar görüyorum. Nasıl da çabucak çağırılmış ve gelmiş olduğunu düşündüğüm ambulansın sesini duyuyorum.


Yanılgılı algılarım ölmeye başlarken tahammül edemediğim ambulans sesi...

Bu kadar çabuk mu gelmişti gerçekten yoksa benim kısacık bir süre olarak algıladığım o süreç bir ömür müydü...

Büyükanne birkaç gün hastanede kaldıktan sonra bir hafta içinde plajlara geri dönecek derecede iyileşmişti.


Yaşantımın ilk yıllarında gerçek benden uzaklaşmama sebep, (-ki içinde bulunduğumuz gerçeklikte yaşantı bu

demektir. Yani bir sebeple kendi gerçekliğinden uzaklaşıp onu sonradan yeniden algılar olmak.) bir kaplumbağanın canını yakmışlığımla, algılarımı damla damla, katman katman, gölge gölge, örtü örtü ören ben; otuzlarımın en başında kimin yaşama dönme isteğine sevgimi, şefkatimi, güvenimi, teslimiyetimi, omuzumu vermiştim de örtülerimi söküp yeniden terse dönmüştüm.


Zıtlıklar dünyasında yaşamıyoruz da nedir..

Gördüğümüz duyduğumuz her şey iç dünyamızdan yansıyanlar değil de nedir...

İç ve dış, iç içe değildir de nedir...

Zamanı ve mekanı boş verebilen gözlerle manaya bakabildiğimizde, yaşamı tek bir an olarak görebilmemize engel olan, bizden başka nedir...

Görebilirken biziz de, engel olurken biz değil miyiz ki... 

O da biziz!

Gönlümüzün huzuru ister havada, ister suda, ister ateşte veya toprakta olsun; her bir elementin simgelediklerinde

tek bir an'da daim olsun.

İşte bunun için de halimiz, gönül gözlerimize güvenip ona teslimiyete açık olsun.


*Yönlerin, elementlerin, hayvanların simgelediği manalara birçok kaynaktan ulaşılabilse de Ayşe Nilgün Arıt'ın Şamanizmde Kutsal Rehberler -nagual sembolizmi- kitabını öneririm.


Ayça Özbay

27 Ocak -2017

27 Ocak 2021 5-6 dakika 15 denemesi var.
Beğenenler (3)
Yorumlar