Tanrı Mucizesi

Kaldırımdan karşıya geçecekken, yol ortasında sırtına arkadaşının atlamasıyla dengesini kaybederek yola savruldu. Peşi sıra arabalardan korna sesleri, insan sesleri ve sonunda basılan küfürler “ Eşek kadar adamsınız yaptığınız hareketlere bakın yol ortasında……..” “Ayıp değil mi bu yaptığınız! Kendi canınızı düşünmüyorsanız bizimkini düşünün yahu……..”

“Beğendin mi yaptığını bak? Kocaman adam diyorlar sana, bilmiyorlar ki çocuk yapması gerekirken kendi çocuk olduğunu.” diye isyan etti David omzuna kollarını atıp karşıya beraber yürüyerek geçtiği arkadaşı Martin'e.

“Biraz kardeşimizi hoş karşılayalım, sevincine ortak olalım dedik demediğinizi bırakmadınız anam. Ne olmuş az kala canımızdan olacaksak, ölümlü değil mi zaten dünya en son anım mutluyken olurdu fena mı?” diye ekledi Martin, David'in karnına geçirdi yumruğunu kendi şaka tabiri ile.

“Bak yine başladın ölümlü dünya, sonumuz böyle olsun şöyle olsun demeye. Bahsetme şu ölümden diyorum kaç kez sana.”

“Tamam tamam yeter be bir tebrik edelim cesaretlendirmeye gelelim dedik olmayan kalmadı.”

“ Cesaret iyi olurdu aslında dizlerim titriyor be heyecandan. Şu an nasıl yürüdüğümü bilmiyorum. Ayaklarım kendiliğinden gidiyor inan ki.”

“Ne diye çağırmış seni kral, demedin hala?”

“Bir bilsem ne olduğunu bu kadar heyecan yapar mıydım he kardeşim. Gidip öğreneceğiz işte. Altında kötü bir şey çıkmasın da”

Hemen bir kahkaha patlatır karnını tutarak Martin “Sen ve kötü bir şey. Hiç güleceğim yoktu David. Kardeşim ölümden korkarsın, yanından kız geçse başını eğersin, tanrı seni izliyor diye çizdiğin resimlerde bile kadın tasvirlerinden kaçınırsın ne kötülüğünden bahsediyorsun sen, inandığın tanrı aşkına.” Martin bunları derken, yanlarından geçen iki kadın selamlarken onları, David yine başını eğdi bembeyaz yanakları kızarmış şekilde.

“ Ne olacağını bilemeyiz Martin, sonuçta kral yani ne yapsın benim gibi çulsuz bir ressamı.”

“ İşte bu dediğinle seni alaşağı ederim bak. Çulsuz olman senin suçun kardeşim. Yaptığın resimleri ederine göre satsaydın o kralın servetinin yarısı senin olurdu ama yok sen kendine güvenme hep ucuza gitsin yeteneğin.”

“Resimler benim dünyam, kendi..”

“Kendimi buluyorum, onlar bana huzur veriyor, parayla yaparsam kendimi satmış gibi olurum bla blaaa. Biliyoruz bunları David geç geç.”

Bunları derken sarayın önüne vardılar. Kendilerini kapıdaki görevliye tanıttıktan sonra içeriye geçtiler. Sarayın ihtişamından bir an için nefes almayı unutmuştu David. İçeriden bir görevlinin seslenerek takip etmesi gerektiğini söyleyince kendine geldi ve uzun boylu, kendisini baştan aşağı küçümseyerek süzen adamı takibe koyuldu. Martin kapının ardında kalmıştı o olsaydı belki bu bakışları çok fazla hissetmeyecekti üstünde. Birkaç kapı ardından kralın yanına vardılar ve yapılan saygı gösterileri ile tanıtmalardan sonra kral konuşmaya başladı “ Birkaç ay evvel eşimi kaybettim genç bilirsin.. Birkaç hafta evvel de sarayın ressamını ki kendisi benim kadim dostum idi.. Şimdi tek varım yoğum sevgili kızım Betty. Bilirim az kaldı ben de göçüp gideceğim bu diyardan. Malum ölümlü dünya. Göçüp gitmeden evvel kızıma güzel bir hediye vermek isterim ama kendisine kendinden başka güzel bir hediye veremem. O yüzden onun portresini çizmeni istiyorum. Araştırdım herkes seni methediyor, portrede üstüne yokmuş. Sen güzel kızımı çiz de ne dilersen verebilirim.”

David'in başından kaynar sular aktı. ‘Kelleni uçurmaya karar kıldım’ dese daha iyi olacaktı onun için. Şimdi hayır dese de kellesi uçardı elbet fakat bir kadın portresi çizmek ,hele ki kralın kızının portresi, bunun yanında hiç kalırdı.

Düşünceleri ile boğuşurken kral seslendi tekrar “ Dile benden ne dilersen.” ve içinden cevap verdi David ‘Yer yarılsın, ben içine gireyim, bunları duymamış yaşamamış olayım’ fakat dışarıya “ Dileğim sizin vereceğiniz karar ile yetinmektir kralım, ne verirseniz ona razıyım. Fazlasında gözüm yok.” “Peki madem öyle sen malzeme listeni en iyisi olacak şekilde hazırla, masrafları dert etme, güzel kızım için her şey feda.” diye söyleniyordu kral ama David daha tam olarak çizebileceğinden emin olmazken malzemelerin en iyisini düşünmek işkence gibiydi. Kralın yanındaki yardımcıyla malzeme listesi yapmaya başladılar tam o sırada odanın kapısı açıldı ve içeriye bir an için hoş bir yasemin kokusu sindi. Bu koku David'in en sevdiği, her gece penceresi önünde bulunan yaseminleri suladığında aldığı, onu mest eden kokuydu. Şimdi ise onu mest eden, penceresi önünde olan yaseminler değil kapıdan içeri giren kralın güzeller güzeli kızı Betty idi. Babasının emri ile çağrılan Betty, babasına ve etraftakilere selam vererek hemen pencere kenarında bulunan divana oturdu. Pencereden gelen güneş ışınları altın sarısı saçlarında süzülerek bembeyaz boynuna doğru ilerliyordu. Hayatında yetim kalmadan önce bir tek anacığının yüzüne bu denli bakmıştı David. Ne yaparsa yapsın bakışlarını alamıyordu güneşi kıskandıracak kadar parlak olan güzellikten. Kralın buğulu birkaç konuşmasını duyuyordu David, etraf gittikçe bulanıklaşmış, Betty dışında hiçbir yeri görmüyor hiç kimseyi duymuyordu ta ki Betty “Evet efendim ne zaman başlarız demediniz bir şey?” diyerek onu uyarana kadar. Bir an için ne yaptığını şaşırdı David utandı kendinden, içinde af diledi tanrıdan. Yaptığı büyük bir yanlıştı. Bir başka kıza mest olmuş şekilde bakmak ne kadar büyük bir günahtı kim bilir? ‘Affet tanrım! Affet!’

Kendi içindeki savaştan bir müddet sonra cevap verdi “Ne zaman uygun görürseniz efendim?” Bunu derken kendine bile inanmadı oysaki. ‘Onlar değil ben nasıl uygun göreceğim. Hayır, hayır! Tanrı, tanrım nasıl uygun görecek bunu. Affet tanrım, affet!’

Malzeme listesi hazırdı, listeyi alan kralın yardımcısı yarına kadar tüm malzemeleri hazırlayacağını söyledi, bunun üzerine kral iki güne kadar David'e süre verdi hem malzemeleri kontrol etmesi için hem de tüm işlerini halledip kendine kızının portresi dışında hiçbir iş bırakmaması için. 

Yatağına uzandı, tavana diktiği gözlerinden birkaç damla yaş ıslattı yastığını. Bu yaşların kalbinden geldiğini biliyordu lakin karşı koymak da istemiyordu. Uzun zaman sonra ilk kez kalbinde bir canlılık hissediyordu ama bu canlılık canını yakıyordu. İmkansızlık, günah, aşk, şehvet… ‘Hayır tanrım hayır olmamalı bu. Böyle bir günaha nasıl alet ederim aklımı, kalbimi.. Sen bana doğruyu göster tanrım. Merhamet eden, sevginin en büyüğünü hak eden sensin. Senin yarattığın bir şeyi senden daha çok sevmek… Affet tanrım, affet!’ Tüm bunlar yatağında hıçkırarak ağlayan David'e aitti. Tüm bunlar tanrısına karşı hissettiği sevgiden daha çok birini sevdiğinden dolayı hissettiği pişmanlık ve acıydı. Aşka nasıl karşı konulurdu, bunu tanrıya yalvararak yakardı. ‘Nasıl tanrım nasıl! Bu yüreğimde atıp bedenimi ele geçiren zehiri nasıl atabilirim içimden yardım et bana! Ya al bu bedenimi ya da kurtar içimi kasıp kavuran bu ateşten!’ Yorgun düşen bedeni ve ağlamaktan harap olmuş gözleri uykuya daldı ve belki de acıyı hissedemeyecek tek olanaktı uyku. Hoş yasemin kokulu odasında uyuyan David'i kapının kırılacak şekilde çalınması uyandırdı. Yastığı hala ıslaktı uyurken de ağlamış olmalıydı. Kapıya doğru yöneleceği sırada sendeledi üstünde hala dünkü yakarışların yorgunluğu duruyordu ve de kalbinin ağır yükü. Kapıya zar zor vardı ve açtığında elinde tepsiyle, ağzında sigarası, yüzünde bir karış mutluluk ile Martin dikiliyordu. ‘Oo kardeşim akşam oldu, sen daha yeni mi uyandın. Hadi bir çay koy da yengenin yaptığı şu börekleri yiyelim.’ David'in konuşmasına daha müsaade vermeden içeriye daldı masaya oturdu. Tepsinin üstündeki çarşafı kaldırırken yasemin çiçeklerinin kokusunu bastıran börek kokusu sindi tek odalı eve. “ Hadi anlat bakalım, dün gelmedin yanıma sonra yengen müjdeli haberi verince aklım başımdan uçtu uğrayamadım sana. Ne oldu ne istiyormuş kral efendi?” Büyük bir börek dilimini tek lokma ile midesine indirirken cevap bekliyordu. “ Portre yapmamı istiyor.” dedi bir bardak suyu alıp masaya koyarken David ve ekledi “Çay kalmadı su var sadece.” İlk duyduğu cümleden şoka uğrayan Martin boğazının düğümünü çözmek için masaya konan sudan bir yudum aldı “Demek portre hee. Vay be kardeşim desene bahtımız gülüyor sonunda.” “ Senin bahtın çoktan gülüyor baksana şu yüzünün haline ne diye böyle mutlusun nedir yengemin müjdeli haberi sen onu de hele.” Kendi için de bir bardak su alıp masaya oturdu ve gözlerini arkadaşının ışıl ışıl parlayan gözlerine dikti. “ Sana yeğen geliyor kardeşim.. Altı yıl sonra artık çocuğum olacak. Senin tanrı bize acıdı en sonunda baktı ki çok seviyorum, bunu karşılıksız bırakmadı.” Benim tanrım, diye içinden geçirdi David. “Tebrik ederim kardeşim. Tanrının böyle güzel mucizesine sahip olduğun için şükürler olsun.” Eli yüreğinde, gözleri masanın üstündeki su bardağındaydı. Martin arkadaşının bu halini görünce “ Senin neyin var kardeşim şu an benden daha mutlu olman gerek. Tanrın sana da bir mucize göndermiş ne diye bu hüznün.” “ Hüznüm tam olarak tanrının bana bahşettiği o mucizeye karşı. Önceden her hücrem O’nun aşkı ile dolu iken şimdi yerini mucizesi aldı. Benim gibi bir günahkar ne yapsın hüzünlenmek dışında.” “Kardeşim ne oluyor sana böyle. Ne günahı ne aşkı ya huuu. Anlat bir düzgünce.” “Kral, meğer beni kızının portresini çizeyim diye çağırmış.” Bu söylenen karşısında şoka uğrayan Martin kardeşinin içindeki asıl feryadı anlamıştı. “Beni bilirsin Martin, geçenlerde sen dedin bir kızın yüzüne bakmaya utanırım, kendi anacığım dışında yüz görmedim, bakmam, günah. Şu kör olası gözlerim onu gördükten sonra kapanmaz oldu.” “Kralın kızına mı?” dedi Martin şaşkın bir şekilde. “ Evet kardeşim, beni günaha sokan o güzelliğe. Ah nasıl içim yanıyor, kalbim nasıl çırpınıyor bir bilsen. Ne yapacağımı bilemiyorum kardeşim.” Sandalyesini tutarak, hemen David'in karşısına geçerek oturdu Martin “Şimdi yüzüme bak kardeşim, diyeceklerimi güzel dinle. Senin gibi kalbi temiz birini görmedim göremem de, sen ki bu yeryüzünde tanrının varlığını bana sevdiren insansın. Nasıl olurda tanrının sana lütfettiği o güzel duygudan suçluluk duyarsın. Aşk yaşadığını hissettirir insana, seni alır bambaşka diyarlara götürür. Beni, sevgili eşim Sarah'tan önce de tanırsın. O olmasaydı şimdiki ben nasıl olurdu ha kardeşim. Onu gördükten sonra nasıl da hayatım şenlendi, hayatım oldu lan daha ne olsun. Diyeceğim o ki kardeşim, hayatının çok azında bu duyguyu yaşarsın ve hazır yaşıyorken onu iliklerinde ızdırap ile değil sevinçle yaşa. Hüzün dolmasın o güzel yüreğine.” David, gözlerindeki yaşları tutamadan hüngür hüngür ağladı can dostunun önünde. Tesellisini birkaç damla yaş ve arkadaşıyla buldu. 

....devamı ikinci bölümde olacaktır....

DİPNOT; ilk kez uzun bir hikaye yazmayı denedim. Bir kusurum, yanlış bir şey varsa affedin lütfen. Umarım yazıyı okurken sıkılmaz ve devamı için takipte kalırsınız. Beğeni ve yorumlarınız çok değerlidir, sevgi ve saygılarımla.  

27 Nisan 2021 11-12 dakika 3 öyküsü var.
Beğenenler (6)
Yorumlar (2)
  • 5 ay önce

    Merak ve keyifle, gülümseyerek okudum. Keyifle diyorum çünkü kalemin tarzını çok beğendim. Karakter isimlerinin yabancı olması, kral konusu derken konuşmaların, o dilin Anadolu içinden olması çok ayrı bir karakter katmış yazının bütününe. Kutlarım kaleminizi, sevgiyle.