Düş Meselesi

Elime bir kalem ve kağıt verildi. Hayallerimi çizmem istendi benden. Oysa çocukluğumda
Hiç kimse önüme boya kutusunu verip
Güneşi çiz dememişti.
Mavi renklerle konuşmam yasaktı
İşte bu yüzden gökyüzünü tanımazdım.Benden bu eylemi gerçekleştirmemi isteyenler bunu biliyorlardı zaten. Peki neden o zaman? Çünkü Hayal kurmayı beceremeyen yığınlar çoğalmak ve benzerlerini aramak ile sorumlu hissediyorlar kendilerini. Ama ben bu benzerleştirme heveslerini kursaklarında bıraktım. Evet çocukluğum hayal kurmak yeteneğinden yoksun gelişti. Ama yine de kağıda öyle hayaller çizdim ki yığınlar dünyanın döndüğünü, güneşin doğduğunu, yıldızların parladığını ilk defa fark etmişlerdi.



Onlardan bir ricam oldu hayallerimi kağıda resimle değil de şiirle yazsam olur mu dedim olur dediler.İşte o zaman bütün güzel kelimeleri dansa davet ettim, harfleri cebime koyup dağıttım buğday tarlalarına (biliyorum filizlenecek bu harfler ve insanlık ak günün ekmeğini yiyecek buradan).



Kaçtığım kadar kovalanıyorum. Düşündüm!Ben bu hayatı nakavt edemem. Hem etsem ne olacak ki?Her şeyi sevmek ve hiçbir şeyi istememek. Ne büyük acı!Ama hani ben düş kurma konusunda kanıtlamıştım kendimi yığınlara. İşte mesele asıl burada, ben meğer çoğu şeyi kendimi kanıtlamak için yapmışım. Bir hayali bile danışarak kuruyorum.


Bir düş kurmayı bile beceremedim. Bırak dağınık kalsın o zaman pembemsi suda yüzen kelebek sürüleri gersin eteklerini omuzlarına kadar ergen rüzgarlar.



Mutlu mu olmak istiyorum? Ama yaşam adil değildi ve Hayat mutluluğu yeryüzüne eşit bölmedi. Öyleyse geriye yine düş kurma kalıyor bana. Ama bu böyle gitmez. Kendim için (ve ben istediğimde) düş kurmalıyım. Belki de çoğumuz bunu yapıyordur. Düş kurarken izin istiyor ve ne kadar benzerse ötekilerin düşlerine o kadar kendilerini güvende hissediyorlar.



Ben koca koca arsaların ipotek altına alındığını düşünürdüm hep. Oysa bu durum "kurduğumuz(kuramadığımız) hayaller içinde geçerliymiş. Çünkü bir düş kurmayı bile beceremedik. Biliyorum kendimizle uzlaşmış değiliz henüz. Her itirafımız borçlandırıyor yaşama bizi.

O kadar doluyum ki, tüm kavramların değişmesini, yeni bir algı biçimini ve aynı zamanda yaşamın kökten filizlenmesini istiyorum. Belki de doluluğum böylece içten içe boşalacak bir zemine kavuşacak. Ve belki özgün ve özgür bir hayal kurabileceğim.

05 Nisan 2022 2-3 dakika 16 denemesi var.
Beğenenler (7)
Yorumlar (3)
  • 2 ay önce

    Bunca acıya yoksulluğa ölüm ve kedere ve sevgisizliğe öyle gömülmüş ve bıkmışız ki düşlemek bile gelmiyor içimizden ne yazık ki Arıkan bey

  • 2 ay önce

    ''Her itirafımız borçlandırıyor yaşama bizi''... Özeti budur yazının... İnce ayrıntısına kadar yaşayıp,birazda körleşmiş olunca insan farklı seraplar görebiliyoruz.

    Güne düşen değerli yazını kutlarım Arıkan Akar.