Özgür Olamıyoruz Madem Neyi Seçeceğiz

Gökkuşağının eşcinseller tarafından simge olarak seçilmiş olması, gökkuşağını kullanmaktan çekinir hale gelinmesi ve aslında bunun eşcinsellere tepki göstermekle aynı kapıya çıkıyor olması üzerine yazdıklarıma bir arkadaşım; katılmakla beraber, "gökkuşağı ve unicornlar özgürdür" diye bir yorum yaptı.

Bu yorum, aşağıda yazacaklarıma çok açık bir şekilde yaşamın içinden örnek oluşturdu.

Bir şeyi özgürleştirmek için diğer şeyin özgürlüğünü kısıtlamak zorundayız.

Yani bir alan için bir simge seçerken bile, o simgenin özgürlüğünü kısıtlamış oluyoruz.

Seçmek, seçerken diğer şeyden vazgeçmek ve seçimlerimizin sorumluluğunu almak zorundayız.

Demek ki neymiş totalde özgür filan olamayız.

Özgürsen yoksun.

Özgürlüğün olduğu yerde yaşam var olamaz.

Öyleyse en önemli şey nedir?

Neyi seçtiğimiz!

İşte bu sebeple, şu an dünyada ve ülkemizde yaşananlar konusunda içimiz rahat olmalı.

Çünkü biz seçtik böyle olmasını.

Gündemdeki can sıkıcı konulara yol açacak seçimlerimiz, bize neyi seçmeyerek ihmal ettiğimizi ve sonuçlarını gösteriyor şimdi.

Yaşama, dünyaya, doğaya ve insan oluşumuza sahip çıkmayı seçmek için daha ne bekliyoruz?

Hem insanlığımızı hem de süregelmiş düzeni ve getirdiklerini aynı anda seçemiyormuşsak, birini seçince diğerinden vazgeçmiş oluyormuşsak, hangisini seçeceğiz?

Hangisini özgür bırakacağız?

23 Kasım 2020 1-2 dakika 15 denemesi var.
Beğenenler (8)
Yorumlar (8)
  • 20 ay önce

    Özgürlük düşüncesi birilerine göre o kadar farklı ki... Kiminin özgürlük tanımı başkalarının özgürlüğünü yok etmek ne yazık ki..Ben bu nedenle birileri olmak yerine hep hiç kimse olmayı yeğlemişimdir.Özgürlüğü de özgür bırakmak adına.... Yazınız çok güzeldi tebrikler ve teşekkürler Özgür yürekli Kalemdaşım.

  • 20 ay önce

    Özgürlüğe diyelim :) ...

  • 20 ay önce

    Bu güzel ve anlamlı yazı için teşekkürler, tebrikler.

  • 20 ay önce

    Ayça Özbay'ın denemeleri, yüksek birer edebiyat başarısı bence. Sözcükleri kullanmaktaki ustalık, derin dilbilgisi bilinciyle birleşince, tadına doyulmaz verimler çıkıyor ortaya. "Zekâ-Duygu Sentezi"nin en etkileyici örnekleri bu denemeler. Altı denemenin tümünü soluk soluğa okudum.

    Ayça Özbay, besbelli ki edebiyat eylemselliğine amatörce (özengenlikle) yaklaşmıyor; tutkulu bir dirençle yoğunlaşıyor uğraşısına. Edebiyat sitelerinde yazanların ezici çoğunluğunda göremediğimiz bir estetik beceri ve poetik duyarlığı var O'nun. Bu ikisini birbirleriyle sarmaştırmadaki mahâreti ise ayrıca övgüye değer.

    Ayça Özbay'ın deneme kültürü çok gelişkin. Edebiyatımızın üstad denemecilerinin ürünlerini yetkinlikle özümlediği apaçık ortada. Öyle anlaşılıyor ki, beslenme kaynakları çok verimli, çok doğurgan.

    Ayça Özbay'ın denemelerini okuduktan sonra, "Ayça Hanım keşke altı değil de 60, hattâ 600 deneme yayımlasaymış!" demekten kendimi alamadım.

    Bu çalışmalar, en seçkin sanat-edebiyat dergilerinde yayımlanabilecek nitelikte. Deneme türünün pek rağbet görmediği coğrafyamızda, Ayça Özbay çapında bir denemecinin eserlerini, tanımak bana onur verdi, sevinç aşıladı. Bu verimleri gecikmeli tanımak da, benim ayıbım olsun.

    Ayça Özbay'dan yeni denemeler bekleyeceğim.