Bataklık Rüzgarı

 Lise yıllarım henüz bitmişti. Şimdi önümde sanat'da ilerleme ve alafranga bir tahsil gerekiyordu. Üstelik yaşıtlarım Paris' in en ünlü piyeslerinde sahne almıştı bile. Farsça bilmek, Fransızca bilmek kadar önemliydi. İran'da gelen el yazma tasvirleri çevirme işinde de ustalaşmak da gerekti. 

Nazif efendi beni evlat edindiğinde beşimi henüz bitirmemiştim bile. Aynı yıl Annemi,sonra da kumarhanelere olan borcu yüzünden öldürülen babamı kaybettim. Bütün bu trajedi anlıyorsunuz ya. 

  Nazif efendi, Avrupa görmüş, akranlarından bilgili ne olsa ona danışılır bir adamdı .Beni yetimhaneden alıp Annem Mahmure teyzeyle bu yaşa getirmişlerdi. Beyaz sakalını sıvazlayıp uzaklara dalar sonra susar ve birden anlatmaya başlardı. Onu dinlerken hüzünlenmemek elde değildi.

 -Mahmure kötü bir trafik kazası geçirdi. Fabrikada işler yolunda değildi, Devlet'in mağdur olduğu yıllar seni buldum. Öyle ki seni bulmasak tutunmasak bir çare deyip ikimiz de harap olmuştuk çoktan . Bizi hayata sen bağladın,senin ağlamaların Mahmure'ye dost oldu evladım. Beni baban gibi gördüğünü bilirim,ama yine de senin baban olamam. Sana Rabbim'in bahş ettiği bütün imkanları sağladım,en iyi okullarda okudun. şimdi koca bir adam oldun da ayrılıyorsun. 

- Üzme çocuğu, elbet bir gün yuvadan uçacaktı,bunu biliyorduk ya.

Yine de kolaymı Mahmure, boz adada otururduk,kılıç bir kış kapalı kaldık da bizi bizi yapan bu evlat,kolay mı ? insan üzülüyor canımdan can gidiyormuş gibi. Ruhumu bir bedene koyup çekiyorlarmış gibi,endişeliyim.

Aman efendim,bir kaç ay sonra geri geleceğim bunu biliyorsunuz ya. Temelli gidiyormuş gibi hüzünleniyorsunuz. 

Benden bu kadar kolay kurtulamazsınız. Şimdi Paris'te hava soğuk diyorlar,  Aylin 'de oradaymış gidince onunla da görüşeceğim, geçenlerde bir mektubunu aldım. O kadar uzun uzadıya anlatmış ki, Klise'leri Katedraller'i sokak sokak  , cadde cadde ezberledim.

Sahi Nazanlar'ın Aylin'de Paris'te . İyi bir kız diyorlar. Neden bu kadar gitmeye hevesli olduğun anlaşıldı o vakit. 

Aman anne Nazan benim çocukluk arkadaşım. Çocukluk ediyorsunuz ikinizde. 

-Hadi hadi okulun bir bitsin hele.

'' Mahmure varma çocuğun üzerine''

- Beni bu huysuz adamla baş başa bırakıp gidiyorsun ya Ahmet.

Filikaların sesi,martıların uğuldusu,mavisi ayrı güzel akşamı ayrı ahenkli bu yuvayı terk etmek kolay değildi elbet. Kale surlarına sakladığım şiirler için üzülüyordum. Günün birinde sular yükselir de feneri alırsa içine,  İstavrit yerine söz öbekleri takılırdı ağlara. 

''Biz bu çocuğu iyi mi yetişdirdik sence Mahmure ?  aklım almıyor, koca adam oldu halen hayal dünyasında, üstelik çok kırılgan,hayatla baş edebilir mi, ona zarar gelsin istemiyorum.Elbette iyiliği bildiği kadar köülüğü de bilmeli lakin henüz kötülükle tanışmadı. Bunun için endişeliyim,beni korkutan da bu ya ''

- Haklısın ama yine de koca adam oldu artık, hayatın kendi meziyetlerini bilmek  zorunda. Biz bütün görevimizi yaptık. Onun öz Annesiyim ben.Benim elimde büyüdü, bende üzülüyorum bu duruma ancak yine de gidip tahsilini bitirmeli.

''haklısın galiba''

 






Erdal Ünaltaş

Yorumlar
  • Henüz yorum yazılmamış