Gezi Günlüğü 1


Son kontrolleri yaptık. Her şey tamam. Çadırlar, sandalyeler, matlar, mataralar, kap kacak, yiyecekler, kıyafetler... Sinek kovucuya kadar hepsi yerli yerinde. Hedefe ulaşmadan önceki son yerleşim yerinde alınacak yiyecek ve içecekler hariç. Artık yola çıkmaya hazırız.

E haydi başlasın yolculuk...

İstikamet ilk durağımız olan Erdek Yarımadası, Küçükova koyu...

Bu oğlum Batuhan (24) ile ikinci kamp turumuz olacak. Ancak bu seferki turumuz, 2018'de de yine sırt çantalarımız ve çadırlarımızla ve önemli bir kısmını otostop, kalan kısmını toplu taşımayla kat ettiğimiz; Bandırma, Orhanlar köyü/Gönen, Altınoluk, Çanakkale'ye bağlı; Tahtakuşlar, Çamlıbel, Zeus Altarı, Küçükkuyu, Behramkale, Kadırga koyu, Geyikli, Bozcaada, Geyikli'ye bağlı Çamoba köyü ve Şarköy turumuz kadar uzun değil.

Bu sefer otostop kullanmadan ve iki duraklı bir rota çizdik. 10 Ağustos pazartesi yola çıkış, 16 Ağustos Pazar eve varış şeklinde bir programımız var. Ve bir birine uzak noktalar. Henüz Covid-19 bu kadar etkisini göstermemişti o zamanlar...

Ve işte artık yoldayız...

Bostancı'dan deniz otobüsü ile Bandırma'ya indiğimizde saat 15.30'u gösteriyordu. İlk önce oğlum Batuhan'ın bir arkadaşının tavsiye ettiği ve kendisinin de geçen sene test ettiği Acar Köşe çorbacısına uğrayıp birer etli çorba içtik. Sonrasında bizi Erdek'e götürecek otobüsü bulmak üzere terminale gittik.

Hiç sorunsuz geldiğimiz Erdek'te ilk durağımız olan Küçükova'ya gidecek araç için uzun süre beklememiz gerektiğini öğrenince keyfimiz kaçmadı değil. Çünkü, gideceğimiz yerde kamp yeri ayarlayıp, çadırlarımızı kurmak için zaman kaybetmek istemiyoruz.

Ki uygun bir yer bulabilecek miyiz? O da belli değil. En büyük stresimiz bu...

Taksiyle gitmeyi düşündük... Başka hattın şoförü Hasan sağ olsun öneride bulundu. Başka bir minibüs ile Narlı'ya gittik. Aynı minibüsün şoförü ücreti karşılığında kamyonetiyle bizi koya bıraktı. Ama önce biraz erzak takviyesi ve yetecek kadar su aldık...

Koya ulaşmak için yoldan biraz aşağıda hafif dik sayılabilicek ve her aracın girme imkanı olmayacak derecede bozuk ve bir kısmı dikçe kısa bir rampadan indik.

İnince harika bir manzara ile karşılıyor sizi diye yazmayı çok isterdim. Ama maalesef bizi çöp yığınları karşıladı. Onları görmezden gelip devam edince hepi topu sekiz on tane ağacın olduğu, küçük bir kumsalla sizi kucaklayan, şirin ve bakir bir doğayla iç içe oluyorsunuz.

Koy, sizi; kuş ve küçük dalgaların sesleri ile günü birlik veya kısa süreli kamp yapmaya gelmiş insanların gürültüsü ve birazdan duman nedeniyle üstünüze sinecek olan mangal kokusuyla kucaklıyor resmen.

Yerleşim yerinde; tuvalet, büfe gibi benzeri hiç bir yapı yok. Bizim de istediğimiz tam anlamıyla bu zaten...

Tamamen doğa ile iç içesiniz. Neyse ki zamanında birileri dağdan boru ile koya şu indirmiş. Böylece su sorunu yok. İşte bu harika...

Saat itibariyle yüz kişi civarında insan, uygun bulduğu yere yerleşmiş, mangalını veya ateşini yakmış, çoluk çocuk keyfine bakıyor. Bir kısmı da evine dönmek üzere toparlanıyor.

Ne şanslıyız ki Batuhan'ın geçen sene tek başına gelip, üç gün çadır kurduğu yer bomboş bizi bekliyor.

Türünü bilmediğim ve dalları bir birine değen ve altına güneşin hiç vurmadığı iki ağacın altına çadırlarımızı kurup yorgunluk kahvelerimizi doldurduğumuzda saat yirmiyi gösteriyordu.

Bu arada kalabalık gitmiş, bizimkiler dahil etrafa dağılmış sekiz on kadar çadır ve otuz, kırk kişi civarında insan kalmıştık...

Tabi böyle olunca denizin ve böyle bir doğaya rağmen sayısı bir hayli az olan kuşların sesini daha keyifle dinleme imkanı buluyor insan...

(Bir parantez açıp şunu da yazmadan geçemeyeceğim; bazı kampçıların ellerinde zıpkınla denize girip, bir süre sonra bellerinde on onbeş tane ve değişik türlerde ama hepsi irice balık avlayıp çıktığına şahit olduk. Nasıl bir yerse burası? Doğa ve doğallık adına bir çok şey var. Tabi bizleri ve çöp yığınlarını saymazsak...)

Aslında planımızda kampı kurar kurnaz hemen denize girmek vardı ancak yoğunluk nedeniyle üşendik desem yalan olmaz.

Yemek faslından ve karşılıklı içilen bir kaç kahve eşliğinde yaptığımız sohbet ve ictigimzjy sigaralardan sonra yattık.

Gece saat iki buçuk civarında ve çadırlara henüz yeni girmişken dışarıdan, daha doğrusu çadırın bir iki metre arkasından güçlü ve kalın bir hırıldama sesi duyduk. Ki bundan bir saat kadar önce de dağdan çakal uluma sesleri geliyordu. Ama bu gelen çakal değil, yaban domuzu. Belli ki çöplerin kokusunu almış, yemek bulmaya gelmiş. İlginç olan hiç ayak sesi duymamış olmamız. Belki de yatar yatmaz uyuya kaldığım için duymadım. Tam hatırlamıyorum bu kısmı. Demek ki bir ara film kopmuş bende...

Doğal olarak Batuhan ile ikimizde tedirgin olduk. Kendi çadırlarımızdan konuştuk. Batuhan geçen sene de denk gelmiş ve yemek yiyip gitmişler. Daha önce anlatmıştı ama insan o anda hatırlamıyor böyle bir bilgiyi...

Kısa bir süre sonra ses kesildi, uyumuşum... Bir süre sonra yine aynı ses. Bu sefer ilki gibi tedirginlik yaratmadı ama yine de Batuhan'ı uyandırdım ki dikkatli olsun. Sanırım domuz oradayken uyumuşum. Yine geldi mi? Önceki iki domuzda aynı domuz mu kim bilir? Bilmek gibi bir niyetimiz de yok zaten.

Uyandığımda saat dokuz buçuk olmuştu. Batuhan da uyandı peşimden. Kahvaltı yapıp kahve içtikten sonra bir kaç kere denize girdik.

Deniz tertemiz ve sakin. Dibi kum ve balıklar geziyor. Ancak bir kaç metre ilerleyince derinleşiyor.

Öğleden sonra yürümek istedim. Koyun iki ucunda yol boyunca yürümeye karar verdik. Sonra hızımızı alamadık. Şu virajı geçelim bakalım orada da koy var mı, manzarası nasıl? Derken bayağı yol yürüdük. Batuhan dönmek istiyor ama ben pes etmiyorum.

Yürüdüğümüz yer denizden yüksek asfalt yol boyu. Sahilden gitmek imkansız. Kayalıklar izin vermiyor.

Böylece yürürken son durduğumuz virajdan aşağıda Büyükova koyu görününce oraya gitmek istedim ama Batuhan kabul etmedi. Ben de rüşvet olarak bira ısmarlamayı teklif edince o yorgunluk ve terli halimizle yola devam etmeye razı geldi.

Büyükova koyunda yerleşim var. Bizim kamp yerimizden biraz daha uzun kumsala sahip. Dingin sessiz bir yer.

Oturacak yer bulmak zor olmadı. Soğuk soğuk ikişer bira içip keyifli sohbet edince dönüşe karar verdik. Büfeden de ekmek ve bisküvi alıp dönüşe geçtik ama bayır çıktıkça zor olmaya başladı. Yoldan tek tük geçen araçlara otostop çektik ama kimse almadı. Ki ben de olsam almazdım. Pandemi zamanı neme lazım?

Google harita üzerinden kontrol edince gidiş dönüş yaklaşık altı kilometrelik bir yol kat etmişiz.

Kampa varınca yemek sonrası tekrar deniz faslı yaptık. Batuhan erken yattı. Ben yıldızlar altında yalnız kaldım. Ama ne yıldız... Önceki gece daha fazlaydı sanki. Bu sefer de az buz değil ve şöyle ifade edeyim; ilk defa bu kadar çok yıldızı bu kadar net ve bir arada gördüm... Mehtap, deniz, serin esen rüzgâr, temiz hava ve binlerce yıldız. Harika bir manzara...

Aslında tam şiir yazılacak yer. Ancak kafam o kadar meşgul ki aklıma şiir bile gelmiyor. Anın tadını çıkarmak daha doyumsuz geliyor...

Bu arada bir süre önce araçla aşağıya inen bir gurup genç yüksek sesle müzik dinleyip bağıra çağıra şarkı söylüyordu. Sonrasında bizim kamp yerimize gelip araçtan inerek göbek atmaya başladılar.

Batuhan uyanıp, jandarmayı aradı. Ancak o derdini anlatana kadar (ki telefon görüşmesi başka bir yazıya konu olacak kadar ilginçti, detaya girmiyorum) gençler gittiler.

Bu yaygara bizim keyfimizin ve Batuhan'ın uykusunun kaçmasına neden oldu.

Bir süre sonra yattık.

Peşimizden yine sayın yaban domuzu / domuzları teşrif etti. Kısa süre sonra sesler kesildi. Sonra yine... Bu sefer iki tane gelmişti. Kısa süre sonra bunlar da gittiler.

ikimizin de uykusu olmadığı için kahve yapıp, sandalyelerimizi alarak sahilde, kumun üstüne kurulduk.

Yıldızları yanına almış yarım ayın ışığı altında, dalga sesleri eşliğinde ve mehtapla yan yana bir saat kadar keyif yaptık. Sonra yattık.

Ve yine ziyaret ya da onunlar için ziyafet zamanı...

En son saate baktığımda saat beşe geliyordu. Uyumuşum.

Altı buçukta uyandım. Sahilde oturmuş Batuhan'ın uyanmasını beklerken bu yazıyı yazmaya karar verdim. Ve işte karşınızdayım.

Öğlen saat bir civarı ikinci durağımıza dogru yola çıkmış olacağız.

Bakalım bizi neler bekliyor?

Saygılarımla...

24 Haziran 2021 8-9 dakika 1 öyküsü var.
Beğenenler (7)
Yorumlar (10)
  • 38 gün önce

    İnsan sınıfından olanlara rastlamanız temennisiyle iyi seyahatler size :)

  • 37 gün önce

    Keyifle okuduk Uğur Bey. Tebrik ederim. 🍀

  • 37 gün önce

    Çanakkale 'de kamp yaptığım zamanlar geldi aklıma, hafiften bir özlem oluştu. Ne güzeldir doğanın içerisinde olmak, çadır, ateş ve huzur. Keyifli anlar diliyorum sizlere ve teşekkür ediyorum bu güzel paylaşım için.

  • 36 gün önce

    batuhan ne kadar şanşlı, lakin yapmanız gereken 1 haftalık (veya 2 -3 günlük işte, ) bir kamp benim diyarda:)) yolu rotayı siz belirleyin, batuhan ayarlar rotayı sanırım:) gerisini ben çekebildiğim kadar çekerim biraz şehirden uzak dağ yolları olsun, keçilik yapalım. balık avlayalım olma mı abim..