Kayıp

Yola çıktım. Soğuk ve üşüyorum. Ellerimi paltonun ceplerine soktum. Nereye gittiğimi de bilmiyorum. Yürüdüm. Yarım saat sonra ışıkları yanan bir kahveye geçtim. Sandalyeye oturdum; çay söyledim. Isındım ve çayımı içtim. İçerken etrafta ki bir kaç genç kişinin iskambil kağıtlarıyla oyun oynadıklarını, diğer tarafta oturan yaşlıların da isteksiz bir şekilde konuştuklarını farkettim. Sonra başımı yüksek tavana kaldırdığımda kahvenin bir zindan şeklinde göründüğünü hissedip, kasvetinden kurtulmak için kendimi dışarı attım.

Yürüdüm yine. Gittim yine. Nereye? Ben de bilmiyordum. Gidiyordum sadece. Sahile kadar gitmiştim. Üç kişi oturmuş, eskimiş paltoları içinde, içiyorlardı. İğrenerek bakmaktan kendimi alamadım. Sonra düşününce, bu geç vakitte benimde sebepsiz ve nereye gittiğim belirsiz bir şekilde yola çıktığımı düşündükçe, onlarında yaşadıkları felaketlerde yaptıkları manasız, aptalca şeylerden biri olduğuna inandım. Zaten felaketlerde insanların neredeyse tamamı kendini aptalca bir kaçışın içine atmıyor muydu?

Sahilin kenarlarına yaklaşınca, daha iyi duyduğum bir ses, beni sakinleştirmeyi başarmış, bana eve dönmem için ısrar etmişti; bu denizin kıyıya vuran sesiydi... Az da olsa ona eşlik eden denizin kokusuydu.

Ve eve doğru yürüdüm. Sokak arasına girdim. Bir ses vardı, yaklaştıkça bağrışmalar olduğunu anladım, ilerledikçe daha, bir kavga olduğunu gördüm; üç kişi, iki gencin kavgasını ayırmaya uğraşıyor; kavga eden gençler birbirine vurmak için her deliği kullanıyordu. Az ötede kapı önünde, pencerelerde de dahil, kadınlar bağırıyor, kimileri olayın sebebiyetini hararetli ve hızlı bir şekilde anlatıyordu. Olay Murat adlı gencin, Fuat adlı gencin kardeşine tokat atma meselesi sonucunda patlak vermişti. Sokağın boğuk, sisli ve gürültülü halini hızlıca bırakıp kaçtım.

Kaçtığım yer yine yoldu. Yürüdükçe, yürüdükçe ısınmaya başladım. Paltonun düğmesinin birini çözdüm...

En başa döndüm, neden yürüdüğüme. Neyden kaçtığımı hatırlamıştım. Ben kendimden kaçıyordum. Halbuki kaçışımda ki yürüyüş, sadece beni sakinleştirmiş, kendimden kurtulmama yetmemişti. Böyle bir şey zaten olamazdı. İnsan nasıl kendinden kaçabilirdi?

Eve vardım. Yatağın dibine oturdum. Neden kaçmak istediğimi düşündüm kendimden. Çünkü yaşamayı becerememiştim ve beceremiyordum. Çünkü şu yaşamak beni içine çekmeyi başaramıyor, içinde ki düzen de insanlar da beni yeterince tatmin etmiyor, tersine boğuyor ve yaşamaktan uzaklaştırıyordu. İlgimi çekmeyen bu koca dünya ve içinde ki her ne varsa, beni bana bırakıyor, hatta beni artık kendimden bıktırıyordu. Haliyle kaçmak kurtulmak, ve yaşamak arıyordum. Çünkü boğuluyor, çünkü yaşayamıyordum...

Yolların bitmeyeceğini, azabın gitmeyeceğini, kimseyi sevmeyeceğimi, ne yaşayacağımı, ne de ölmeyeceğimi biliyor; ölmek ve yaşamak için uğraşacağımı, kendimden kaçmak için yürüyeceğimi, ve sevmek için direneceğimi de biliyor; bu savaşı erteliyor ve uyumaya gidiyorum...

İbrahim Yılmaz / 06022017

20 Şubat 2020 2-3 dakika 1 öyküsü var.
Beğenenler (1)
Yorumlar