Korona Günlerinde "Kıymet"e Dair

Bir video seyrettim.

Evde kalacağımız süreç bitmiş ve bir kadın sokağa çıkmış “ah canım yerler… ne güzel yerler” diyerek Arnavut kaldırımlı yerlerin üstünde zıplıyor.

Kıymetini anlamış yerlerin…

Bu süreç bittiğinde nelerin kıymeti anlaşılır acaba, diye düşündüm kendi kendime.

Şimdi gidilemeyen o restoranların, kafelerin filan mı? Kitapçıların, konserlerin, tiyatroların? Sürekli şikayet edilmiş iş ortamlarının, okulların, sınıfların mı? Eve sığmak gerektiğinden, parkta bahçede rahat rahat gezinmenin, toprağa serilmenin mi sadece?

Şimdi gidilemeyen stadyumların, hep beraber seyredilemeyen maçların kıymeti anlaşılır da, sırf o kıymete hürmeten, manası umursanmadan koro halinde sarf edilen küfürler kesilir mi acaba?

Acaba şu televizyonlardan pompalanan algı şartlanmaları fark edilebilir de, ne yapıyorum ben diye sorulabilir mi kendine?

Kaynağı belirsiz dedikoduları, ortalık karıştırmak ya da korkuyu büyütmek için makaslanmış görüntüleri yaymadan önce ne yapıyorum ben diye sorulabilir mi kendine? 

Bol bol vakit varken şimdi herkese kendisiyle… 

Sonra "Ben bunu karantinada mı yapmaya başladım, zaten hep mi yapıyordum? Hatta bireysel ilişkilerimde bile..." yüzleşmesine cesaret edilebilir mi?

Konuşmuş olmak için konuşulduğu; sımsıkı tutunulan, onlarla var olunan kopya fikirler, kopya düşünceler, kopyalanmış duygular, kopya davranışlar anlatılmaz, hararetle savunulup ortaya konmazsa, insanın kendini olduğu gibi görmek zorunda kalacağı ve aslında sırf bunun için konuştuğu fark edilebilir mi acaba?

Ve hayatında hiç kimseyi hakikaten görmemiş ve duymamış olduğu…

Görmeye başlanabilinir mi acaba? Duymaya?

İnsanın gönlüne tutunulabilir mi? Ya kendi yüreğine?

İnsanın, diğerinin nefesinin, biz’in kıymeti anlaşılabilir mi bu sürecin sonunda?

Bütün iş başa düşünce; evde, işte veya herhangi bir ortamda yardım edenlerin, birlikte gülüp oynanıp muhabbet edilenlerin değil yalnızca. Yaşamın onlarsız var olamayacağı idrak edilip belki sinirlere dokunanların da?

Sahi bu arada bizim çizgilerimiz netse, biz görüyorsak, biz duyuyorsak, biz el ele vermişsek kim sinirimize dokunabilir ki?

Birçoğumuz çok zekiyiz!                                                                                                                                                            Yaşam akıl da ister oysa…

Bizler akıllanana dek daha beteri, daha beteri gelir hep.

Bütün yaşamın, hatta sevdiklerimizin yüzlerinin dahi bilgisayar ekranlarına, telefon ekranlarına sığmasından fazlasını hak edebilmek için, umarım bu süreç yeterince şeyin kıymetini her hücresine idrak ettirir dünya halkının…

Koklaya koklaya, kollarımızı birbirimize sımsıkı sara sara, kalplerimizi birbirine yaslaya yaslaya sarılalım.

Sağlıkla…

Ayça Özbay

Yorumlar (1)